Bu Blogda Ara

14 Kasım 2012 Çarşamba

Acıların Kadını (3.Bölüm)

“SEN ONUNLA HÂLÂ GÖRÜŞÜYOR MUSUN?”

“Boğulsam dertten çileden
Ümit eksilmez içimden
Korkmuyorum hiç ölümden
Yaşamaktan korkmuyorum
Bir Allah’tan korkuyorum

Sevgi dolu bir kalbim var
Sevilmezse derdim artar
Utansın o vefasız yar
Ben sevmekten korkmuyorum”

“Korkmuyorum”
Söz: Ali Tekintüre
Müzik: Mehmet Aslan
(“Yıllar Affetmez” albümünden)


“…Ve tekrar sahneye başladım. Korkunç bir izdiham oldu. Millet ayakta seyretmeye razı oluyordu. Bir o kadar müşteri de kapıdan dönüyordu.”

Evet artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Şöhretin ona adım adım yaklaştığının hem Bergen, hem de çevresindekiler farkında. Eskisinden daha gözü kara, daha deli, daha söz dinlemez olmasının açıklaması ise yaşadıklarının yarattığı travma şüphesiz. Herkes bunu biliyor. Bu yüzden görmezden geliyorlar kaprislerini. Çok içiyor olmasına ses etmiyorlar. Bu dramatik hikâyenin kahramanını sahnede izlemek isteyen gazino müşterileri ise dinledikleri sesten çok etkilenerek dönüyorlar evlerine her defasında. Hikâyesi kadar şarkıcılığı da dilden dile dolaşmaya başlıyor böylece.


Cengiz Özşeker o günlerde yeni bir albüm kaydı için İzmir’de stüdyoya sokuyor Bergen’i. On iki şarkılık bu bandı o günlerin en önemli plak firmalarından birinin sahibi olan Yaşar Kekeva’ya gönderiyor sonra. Kısıtlı imkânlarla, kısıtlı bir bütçeyle yapılmış bu albüm “Kardeşiz Kader” adıyla Yaşar Plakçılık tarafından basılıyor.

Bu albümün o günlerde basılmadığı, ancak Bergen’in ölümünden sonra piyasaya sürüldüğü yazıyor bazı kaynaklarda. Ancak böyle bir kaset var. Bergen’in belli ki kezzap olayından sonra, ama henüz saçlarını sarıya boyatmadığı dönemde çekilmiş bir resminin kapakta kullandığı kaset, hem kapak resminden, hem seri numarasından, hem de bandrolsüz oluşundan anlaşıldığı kadarıyla o yıllarda basılmış. Az sayıda ve sadece kaset olarak basılan albümün yayım tarihi 1984 olmalı.

Bergen ünlü olduktan sonra Yaşar Plak tarafından yayımlanan gazete ilanlarında bu kasetin hiç yer almaması ve adeta yok sayılması, “demo” niteliğindeki bu albümün tekrar lanse edilmek istenmediği şeklinde yorumlanabilir.  Nitekim belki de unutulan bu albüm Yaşar Plak tarafından aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra, Bergen’in ölümünün ardından 1990 yılında yeniden yayımlanıyor.

Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir.
Plak dünyasında henüz değil belki ama sahnelerde Bergen rüzgârı giderek daha şiddetli esiyor. Kezzap saldırısının azmettiricisi, olaydan iki (bazı kaynaklarda üç) ay sonra yakalanıp İzmir Buca cezaevine kapatılıyor.  

1984 yılında hastaneye yatıyor Bergen ve yumurtalıklarında oluşan kist alınıyor. Her şeye rağmen, hâlâ içinde bir yerlerde sevdiği adamın karısı olmak, ona çocuğunu doğurmak arzusu var belki de. Gece hayatının karanlık sokaklarından, dumanlı salonlarından, tekinsiz insanlarından her korktuğunda, ürperdiğinde bedeni, içinden çıkarıp üzerine örttüğü sıcak bir battaniye gibi bu hayal onun için. Gerçeğe dönüşse mutlu olur mu, onu da bilmiyor. Bu ameliyat canını sıkıyor yine de. Çocuk doğurabilme şansının yarı yarıya azaldığını söylüyor doktorlar. Hayali yarıya bölünüyor.

“Kardeşiz Kader” albümünü yayımlayan Yaşar Plak’ın sahibi Yaşar Kekeva, 1985 yılında Bergen’i İstanbul’a çağırıyor ve onunla anlaşma yapıyor. Bu defa iş ciddiye biniyor. Yaşar Plak o güne dek Ajda Pekkan, Nilüfer Ve Ferdi Özbeğen gibi büyük isimlerin plaklarını basmış, önemli bir firma. Yaşar Kekeva ise yılların yapımcısı. Bergen’in halk tarafından ne çok sevileceğini tahmin etmekte zorlanmıyor.

Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir. 
Aynı günlerde bir dönemin meşhur boksörü Cemal Kamacı’nın sahibi olduğu eski adıyla Kamacı Gazinosu, yeni adıyla Star Müzikholünden bir de program teklifi geliyor Bergen’e. İstanbul başka bir dünya, başka bir âlem. Ama korkmuyor. Kaybedecek bir şeyi yok çünkü. En azından deneyecek, olmazsa taşra kulüplerine geri dönecek. Kaldı ki Samatya sahilindeki Star Müzikholü de Maksimlere, Çakıllara, Aşiyanlara kıyasla daha küçük, iddiasız, kendi halinde bir gazino.


Star Müzikholü, Bergen’in programını gazete ilanlarıyla “yılın olayı” olarak duyuruyor ve ilanda Bergen’in kezzap olayından önce çekilmiş bir resmi kullanılıyor. Ve Bergen İstanbul’da ilk kez 29 Mart 1985 gecesi assolist olarak sahneye çıkıyor. Bergen’in kadrosu Merih Fırat, Vicdan Arıkan, Zeki Onur, İsmail Kılıç, İhsan Eser ve dansöz Prenses İnci’den oluşuyor.


Bergen’in Star Müzikholündeki programı yaklaşık 45 gün aralıksız devam ediyor. Mayıs ayı içerisinde on günlüğüne Villa d’Este Gece kulübüyle de anlaşıyor ve bu süre boyunca iki yerde birden sahneye çıkıyor.


Bergen’in kuaförü Ali Yatkın’ın anlattıklarından: “Çalıştığı kulüplere inanamayacağınız insanlar giderdi. Diyebilirim ki bütün İstanbul sosyetesi o günlerde Bergen’i dinlemeye gitmiştir. Müthiş ilgi görüyordu. Bergen’i merak edip gidenler, sesini duyduktan sonra hayran oluyorlardı. Bir giden bir daha gidiyordu.”  

Bergen’in 1988 yılında Bulvar gazetesi muhabiri Barbaros Yüksel’le yaptığı röportajda anlattıklarından: “Harika bir duygu diyebilirim. Ama burukluğunu da her zaman yaşadım. İnsanların bana acıyarak bakmalarına ilk önceleri çok kızıyordum. Günler geçtikçe bu bakışlara alıştım.”


Kuaförü Ali Yatkın’ın anlattıklarından: “Kaybettiğini gözünden geriye kalan boşluğu herkesten saklardı. Samimiyetimiz ilerledikten sonra benim görmeme müsaade etti. Temizler, üzerini kapatırdık. Sonra ben o boşluğun üzerini kapatmak için kullandığımız polyester parçanın üzerine göz resmi çizmeye başladım. Üzerine saç perçemini de düşürünce, uzaktan göz gibi görünüyordu. Böylece sahnede kendini daha iyi hissediyordu.”

Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir.
(Yukarıdaki fotoğraf Bergen'in kaybettiği gözünden kalan boşluğun bantla kapatıldığının açık seçik görüldüğü ender fotoğraflardan biri. Bergen'in yanında soldan sağa Deniz Olcay, Bergen'in bir ahbabı, Cengiz Özşeker ve Serbülent Sultan var. Serbülent Sultan bu fotoğrafın anısını Garip Özdel'e şöyle anlatmış: "1984'dü sanırım. Yurt dışından gelmiştim ve rahmetli Cengiz bey'in çok ısrarıyla Bergen'den sonra sahne almamda anlaştık. O gece benim konser öncesi İzmir'de adını hatırlamadığım bir gazinoda Kibariye'yi dinlemeye gitmiştik. Hatta ısrarla Kibariye beni sahneye çıkardı. Çünkü Bergen yeni yeni kendini toparlıyordu.")

1985 yılı Mayıs ayının ikinci yarısında Ramazan başladığı için muhtemelen birçok şarkıcı gibi Bergen de bir mola vermiş olmalı. Ancak Ramazan ayı bittikten sonra da Kasım ayına dek gazetelerde Bergen’in gazino ilanlarına rastlanmıyor. İki ihtimal var… Ya Bergen bu dönemde gazinolarda çalışmıyor ve albüm kayıtları için stüdyoya giriyor (ki bu pek akla yatkın değil zira o günlerde bir albüm için aylarca stüdyoda sabahlanmıyor, hatta okumalar çoğu kez üç dört günde bitiriliyordu) ya da Bergen bu süreçte İstanbul dışında çalışıyor. Bir de İstanbul’da çalıştığı halde çalıştığı gazinonun gazete ilanı vermediği düşünebiliriz tabii (en azından ben bütün araştırmalarıma rağmen bulamadım.)  


Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir.
Bergen’in kuaförü Ali Yatkın’ın anlattıklarından: “Nişantaşı’nda ilk dükkânımı açmak üzereydim. Daha içeride tadilat devam ediyordu. Bir arkadaşım önce iki postiş siparişi verdi bana. Bir süre sonra da Bergen’i benimle tanıştırdı. 1985’in Ekim-Kasım ayları. Arkadaşım çok zengindi ve Bergen’in İstanbul’da her türlü konforunu sağlıyordu. Ona âşıktı. Bir süre devam etti beraberlikleri. Ama Bergen’in aklında hep hapisteki kocası vardı. Dükkâna hep annesiyle beraber gelirlerdi. Annesi sürekli yanındaydı zaten. Ben saçlarını yaparken kızını süzer, hüzün dolu bakışlarla izledi. Kızının eski halini düşündüğünü, başına gelenlere üzüldüğünü anlardım. Ama Bergen hep neşeli ve hayat doluydu. Ne zaman o konu açılsa geçiştirirdi. Hiç onun kahrettiğini, isyan ettiğini görmedim. 

Bir gün annesi başka bir odadayken Bergen çantasından bir mektup çıkarıp bana gösterdi. Hapisteki kocasından gelmişti. Şaşırdım. “Sen onunla hâlâ görüşüyor musun?” dedim. “ Mektuplaştığını söyledi. Para da gönderiyormuş. Zaten adam mektupta hem hal hatır soruyor, hem de para istiyordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Annesine söylememi sıkı sıkı tembih etti ama vicdanım elvermedi, dayanamadım, söyledim. “Biliyorum,” dedi Sabahat Teyze. “Biliyorum ama ne yapayım, elimden ne gelir?..” Sonra görüştüklerini herkes öğrendi zaten.”  


Kasım ayında bu defa Star Light Gece kulübünde sahneye çıkmaya başlıyor Bergen. O günlerde yüzüne kezzap attırdığı için 13 yıl 11 ay hüküm giymiş adamı nakledildiği Niğde yarı açık cezaevinde ziyaret edip onu affettiğini söylemesi, en çok gazete sayfalarında onun yanık yüzüne bakıp üzülenleri şaşırtıyor. (Oysa bilmiyorlar ki onu şartları daha iyi olduğu için İzmir Buca cezaevinden Niğde yarı açık cezaevine naklettiren, bunun için araya adam sokan ve cezaevinde ona düzenli olarak para gönderen de Bergen’in ta kendisi.) Adama lanet yağdıranlar bu defa kime kızacağını bilemiyor. Günün birinde sokak kapısını çekip bir daha ardına bakmadan terk etmeyi düşündüğü evlerinde kıstırılmış mutsuz kadınlar, dönüp dolaşıp geri dönecek olmanın çaresizliğini hissediyorlar omuzlarında, umutları yitiyor. Yaşadıklarından başka bir hayat olmadığını/olmayacağını anlıyorlar belki de. Artık Bergen şarkılarını dinlemeye hazırlar.


DEVAM EDECEK (Yazının devamını aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.)


1 yorum:

  1. Bergen'in hayatının özeti şu: Kendi ellerimle ben, beni kederlere saldım. Belki de hepimizinki.

    YanıtlaSil