Bu Blogda Ara

7 Kasım 2012 Çarşamba

"Acıların Kadını" (2.Bölüm)

“İKİ GÖZÜM KÖR OLDU! BANA BUNU NEDEN YAPTIN?..”

“Bu aşk beni del’ eyledi
Bir kötüye kul eyledi
Şu dünyanın dertlerine
Bu gönlümü yol eyledi
Bu aşk beni öldürecek
Ocağımı söndürecek
Biliyorum en sonunda
Dilden dile düşürecek”

“Giden Gençliğim (Bu Aşk Beni Del’ Eyledi)”
Söz –Müzik : Selami Şahin
 (“Son Ağlayışım” ve “Giden Gençliğim” albümlerinden)


1982 yılının yaz ayları. Bergen o günlerde İzmir’de çalışıyor. Kafası çok karışık. Sahnede söylediği her şarkı onu anlatıyor sanki. Giderek dehlizlerinde kaybolduğu bir hayatın, bir ilişkinin içinden kaçıp gitmek, her şeye yeniden başlamak istiyor. Simsiyah saçları, etkileyici bakışları, gencecik güzelliğiyle her gece kim bilir kaç erkeğin hayranlık dolu bakışlarını üzerinde hissediyor sahnedeyken. Tanrı vergisi güzelliğinin aslında hiçbir şeye yetmediğini çoktan öğrenmiş. Daha yirmili yaşlarının başında hayallerini, geleceğini ve hatta tüm hayatını bir başkasına emanet etmiş. Sahneye çıkarken içmek iyi geliyor ona. İçkinin yalancı neşesinden, cesaretinden güç alıyor. Bir de annesinden. Hayattaki tek gerçek dayanağı annesi, peşi sıra geliyor o nereye giderse. Kim bilir belki o da, genç yaşta ellerinden kayıp giden hayattan intikamını böyle alıyor. Bergen sahnede alkışlandıkça, Sabahat Hanım kuliste mutlu oluyor.

Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir.
Ve Bergen’in hayatı bir gecede değişiyor sonra. Hâlâ evli olduğu ama ayrı yaşadığı adam, asıl sebebini kimsenin bilmediği bir öfke anında, yakın bir ahbabının verdiği fikirle kiraladığı birini İzmir’e, Bergen’in çalıştığı kulübe gönderiyor. O zamanın parasıyla 500 bin lira sıkıştırıyor cebine.

31 Ekim 1982 gecesi İzmir Alsancak’taki New York gece kulübünün kapısında Bergen annesiyle birlikte onları kaldıkları pansiyona götürecek taksiye binmek üzereyken, kiralık saldırgan saklandığı yerden çıkıp elindeki bir kova dolusu kezzabı Bergen’in üzerine doğru atıyor.  


“Acıların Kadını Bergen Anlatıyor” başlıklı yazı dizisinden: “O anda iki gözüm gitti. Biraz alkollü olduğum için hiçbir şeyin farkında değilim. Sadece çığlıklar duyuyorum. Bir ara “Suya götürün,” diyorlar. Kadere bak ki sular kesik. Su ip gibi akıyor. Üzerimdeki giysileri yırtıp her tarafımı sardılar. O an her yer çok karanlık, bir şey göremiyor, gözlerimi açamıyorum. Kısa bir süre sonra ekip arabası geldi. Ege Üniversitesi hastanesine götürdüler. Hastanede 45 gün kaldım, yara tedavisi gördüm.”


Olaydan iki gün sonra Bergen’in annesi Sabahat Hanımın, Hürriyet gazetesi muhabirine anlattıklarından: “….. iki yıl önce kızımı eter koklatarak kaçırdı. Bergen’e pavyon fedailiği yapan bu adamla evlenmemesini, kendisini mutlu edemeyeceğini defalarca söyledim. Fakat o “Bir defa adım çıktı, geri dönemem,” diyerek beni dinlemedi. Gece kulüplerinde Türk müziği söyleyen kızım sesi ve fiziğiyle kısa zamanda aranılan sanatçı oldu. Bergen’in başarısını kıskanan damadım her gün bir huzursuzluk yaratıp kavga çıkarıyordu. Sonunda bu evliliğin artık yürümeyeceğini düşünerek boşanmaya karar verildi. Buna rağmen kızımın peşini bırakmayan ….. “Seni kimselere yar etmem,” diyerek devamlı tehdit ediyordu.”

1982 yılının Kasım ayı. Suçluyu azmettiren kişi açık seçik biliniyor ama polis bütün aramalarına rağmen onu bir süre bulamıyor. Bergen İzmir’deki hastanede 45 gün boyunca tedavi görmeye devam ediyor. Polis tarafından aranan azmettirici, bu esnada Bergen’i yattığı hastaneden telefonla aramayı da ihmal etmiyor.

“Acıların Kadını Bergen Anlatıyor” başlıklı yazı dizisinden: “Devamlı hastaneyi arıyordu. Önceleri telefona yanıt vermedim ama daha sonra bir iki kez konuştum. “İki gözüm kör oldu, bana bunu neden yaptın?” dedim. O ağlayarak kendisinin yapmadığını söyledi. Ama ben onun yaptığını biliyordum.”


Olayın gazeteler sayesinde dikkat çekmesi o günlerin meşhur estetik doktoru Onur Erol’u harekete geçiriyor. Bergen İzmir’den Ankara’ya getiriliyor ve gerekli tüm estetik müdahaleler Onur Erol tarafından ücret alınmaksızın gerçekleştiriliyor.

Gazeteci Elif Berköz tarafından Milliyet gazetesi için yapılan ve 13 Şubat 2010 tarihinde yayımlanan röportajda Doktor Onur Erol’un anlattıklarından: “En az üç kez ameliyat ettiğimi hatırlıyorum onu. Çünkü dokuların iyileşmesi, olgunlaşması aylar sürer bu tip yanıklarda. Zımparalama yöntemiyle Bergen’in derilerini soymuştuk. Sağ gözü çıkmıştı, kapakları kapanmıyordu. Sonradan eklenecek protez için göz çukuru yaptım. Burun kanatları yok olmuştu, oraya kıkırdaklar kondu. Yüzüne kalçasından deri eklendi.”

Fotoğraf Garip Özdel arşivindendir.
(Yukarıdaki haberde bahsi geçen Tara, bir televizyon dizisi karakteridir. 1983 yılında TRT'de yayınlanan "Cennete Dönüş (Return To Eden)" adlı dizide kocası tarafından öldürülmek istenen ve timsahlarla dolu bir nehre atılan Stephanie, bir yerli tarafından bulunur ve hayata döndürülür. Geçirdiği ameliyatlardan sonra çok güzel bir kadına dönüşen ve adını da değiştiren Tara Wells, yeni kimliğiyle kocasının karşısına çıkar ve ondan intikam alır.)   

O günlerde Bergen’in hastanede yaşadıklarına şahit olan gazeteci Erdal İpekeşen’in 19 Kasım 2006 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayımlanan köşe yazısından: “Talihsiz genç kadının hastaneye yattığı ilk günkü görünümü ve inlemeleri hala hafızamdan silinmemiştir. Tamamen yok olan bir yüz, kezzabın etkisiyle eriyerek ayak parmaklarına kadar, çatlamış toprak halini almış vücut ve hepsinden önemlisi o duyduğu müthiş acıyla dudaklarından dökülen inleme sesi... İşte o andan itibaren Onur Erol'un inanılmaz gayretini ve ustalığını görmüştüm. Bir oya işler gibi, Bergen'in deforme olmuş her uzvuyla tek tek uğraşmıştı. Aylarca süren ameliyatlar zinciri ve tedavisi sonucunda da, genç kadının yeniden yaratılışına tanık olmuştum. Vücudunun sağlam kalmış yerlerinden aldığı parçaları tahrip olmuş bölgelerine aktardığını, kalçadan aldığı deri parçalarıyla yeni yüz yarattığını safha safha izlemiştim. Sonuçta da, tam olmasa da, Bergen'in eski güzelliğine kavuştuğunu görmüştüm.”

Bergen’in 1985 yılında kuaförlüğünü yapmaya başlayan Ali Yatkın’ın anlattıklarından: “Saçlarını yaptığımız sanatçılar bir süre sonra kardeşimiz gibi olurdu. Yanımızda giyinip soyunurlardı ve kimse dönüp bakmazdı. Bergen’in yanık izlerini ister istemez gördüm. Sadece yüzünde değil, ellerinde, kollarında, hatta bacaklarında bile derin izler vardı.”

Onur Erol’un müdahalesiyle sağ gözü tamamen alınırken, sol gözü iyileşiyor ve görmeye başlıyor. Bergen’in yüzü ise neredeyse yeni baştan yaratılıyor. Rüyalar görüyor her gece. Canının ve kalbinin acısını adeta rüyalarıyla avutuyor.


“Acıların Kadını Bergen Anlatıyor” başlıklı yazı dizisinden: “Çok acayip rüyalar görüyordum. Mesela iki gözüm körmüş ve Müslüm Gürses’le Kibariye beni sahneye davet ediyorlarmış. Ağlayarak uyanırdım hep, “Ah nerede o günler!” derdim. Her saniyem acı içerisinde geçiyordu.”

Bir gözü tamamen alınmış, yüzünden ve bedeninde yanık izleri kalmış bir kadını kim sahneye çıkarmak ister ki bundan sonra? Aynalara bakmaya korkar olmuşken, kim onun yüzüne bakar, elinden tutar ki artık? Düşündükçe delirecek gibi oluyor. Onun bu hale gelmesine sebep olan kişinin yakalanmış, tutuklanıp cezaevine konmuş olması bile dindirmiyor acısını. Belki de her şeye rağmen, hâlâ ondan medet umuyor, onu seviyor. Belki de hapisteyken bile ondan kurtulamayacağının farkında. Bir gözünü bürüyen karanlık, geleceğe dair tüm umutlarını da siyaha boyuyor.

Ankara’da tedavi gördüğü dönemde onu ziyarete gelen Cengiz Öşeker (kezzaplı saldırının yaşandığı gece kulübünün sahibi) Bergen'i Polat Tezel’le tanıştırıyor. Seksenlerin başında İzmir pavyonlarında şarkı söylerken yine Cengiz Özşeker vasıtasıyla plak yaparak meşhur ettiği Kibariye sayesinde iflasın eşiğinden kurtulmuş Polat Tezel, yetmişlerin meşhur plak yapımcılarından birisi. Bir tarafta tedavisi süren genç kadına yardımcı olmak, moral vermek düşüncesi, bir tarafta kezzap hikayesinin yarattığı etkinin reklam gücü… Böylece Bergen ilk plağını Atlas Plak hesabına yapmak üzere Polat Tezel’le el sıkışıyor. Bu haber o günlerde gazetelere “Bergen’in Geleceği Bu Plağa Bağlı” haberiyle yansıyor.     

“Daha sonra İzmir’e gittim. Burada pansumanlar devam ediyordu. Bir gün eski çalıştığım gazinonun sahibi beni ziyarete geldi ve moralim düzelsin diye beni gazinoya götürdü.”

Cengiz Özşeker, Bergen’i tekrar sahneye çıkmaya ikna etmeye çalışıyor. Bir taraftan da plak için stüdyoya giriyorlar birlikte. Alelacele kaydediliyor albüm. Öyle ki yeni şarkı kaydı bile yapılmıyor. Bergen daha önce başka plaklarda kullanılmış altyapıların üzerine okuyor sadece. Kibariye’nin “Aşkın Adresi” ve Gönül Akkor’un “Allah” 33’lüklerinde yer alan şarkıların altyapıları bunlar. Kibariye ve Gönül Akkor’la tonları da tuttuğu için zorlanmadan okuyor bütün şarkıları Bergen ve “Şikayetim Var” adı verilecek albüm kısa sürede piyasaya sürülecek hale geliyor. (Yıllardır hiçbir sahafta ya da yazılı ve görsel kaynakta bu albümün plak baskısına rastlamadım; ya çok az sayıda basılmış ya da sadece kaset olarak piyasaya çıkmış olmalı.)

Fotoğraf Anıl Gürsun arşivindendir.
Gazeteci Elif Berköz tarafından Milliyet gazetesi için yapılan ve 13 Şubat 2010 tarihinde yayımlanan röportajda, Cengiz Öşeker’in oğlu  Sinan Özşeker’in anlattıklarından:  “Bergen’de ne sahneye çıkacak güç ne görüntü ne inanç vardı. Babam Cengiz Özşeker tam bir terapist gibi onu sahnelere hazırladı. Alkolle arası çok iyiydi, sıkı içerdi. Çalışması zor bir sanatçıydı. Kaprisliydi. Kezzap olayından sonra psikolojisi de bozulduğu için belki böyleydi. Onunla ilgili bir anımı anlatayım, bir gece onunla eğlenceye gittik. Tek gözüyle ve sarhoş halde kullandığı arabasına binmiştim. O kadar çok korkmuştum ki eve sağ salim varayım diye dualar etmiştim.”

İster başka çaresi olmadığı için deyin, ister her şeye rağmen ayakta durma inadının sonucu. Kibariye’yi meşhur eden “Kim Bilir” şarkısının bestecisi Cengiz Özşeker’in onu tekrar sahneye çıkmaya ikna ettiği düşünülürse, belki Bergen bu olay nedeniyle gazete manşetlerine taşınmasının, üstelik bir de plak doldurmasının ona şans kapılarını bu defa açacağını düşünmüştür. Ya da ne şan ne şöhrettir istediği; sadece yine sahnede olmak, şarkılar söylemek iyi gelecektir canının acısına. Bunu da bilmiyoruz. Ama ne zamanki cesaretini toplayıp tekrar sahneye çıkmaya başlıyor, o gün talihinin döneceğini hissediyor Bergen. Nitekim öyle de oluyor.


DEVAM EDECEK (Yazının devamını aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.)

3 yorum:

  1. teşekkür ederim Yavuz Hakan TOK
    emek vermiş çok güzel hazırlamışsınız

    YanıtlaSil
  2. hayat hikayesi dizi olsa müthiş tutardı

    YanıtlaSil
  3. söyleyecek pek fazla bişe bulamıyorum fakat bergeni dinlerken kendimi buluyorum ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun...!!!

    YanıtlaSil