Bu Blogda Ara

22 Ocak 2011 Cumartesi

İçinden Şarkılar Geçen Şehir


Başka hangi şehre bu kadar çok şarkı yazılmıştır ki ? Sanıyorum bir örneği daha yok. Çünkü en çok İstanbul’a yakışmış şarkılar. Şarkılarda en güzel İstanbul durmuş şiirli, öykülü, masallı, resimli zenginliğiyle. Ve İstanbul’u anlatmış şarkılar. Üstüne bin şarkı yazılmış bir şarkı olmuş İstanbul asırlar boyu.


Saçlarını dağıtır rüzgar yedi tepe üzerinden,” diye başlar İstanbul’a “yarim” diyen o şarkı. Kimi zaman bir kadındır İstanbul, ince beline sarılıp, gerdanı öpülecek bir kadın. “tüketilmiş, yaşanmamış, hediyelik hayatlar” sunan, aslında belki de hiç kimseye yar olmayan, “dua gibi,  büyü gibi” hasretini ezberleten bir kadın. Kimi zaman sevgilinin suretidir, “İstanbul’da bir güzel, İstanbul kadar güzel,” derken şarkının birinde. Ya da sevgiliye verilen değeri ifade etmenin ölçüsüdür “canımın İstanbul köşesi” derken bir başka şarkıda. Ayrılık bile tek başına ayrılık değildir İstanbul söz konusu olunca. “Bu akşam gidiyorum,” derken giden, “elveda aşkımıza, elveda anılara,” derken, “Elveda İstanbul’a” diye bitirir sözünü. “Günler dayanılmaz” olmuştur, “martılar mahzun” olmuş, “onlar bile” ağlamışlardır sevgiliden uzak kalınca çünkü, “bu sabah yağmur var”dır İstanbul’da. Ve gitmiş olsa da giden, çok güzeldir hala “İstanbul’da sonbahar”. 


Kimi zaman tek suçlu odur. “Üstüme varma İstanbul, kederliyim,” derken. Her şeye sebep odur, işi “İstanbul’u artık hiç sevmiyorum,” demeye kadar vardırırken. “İstanbul’un bir suçu yok, beni burada çok üzdüler,” der kimisi de tam tersine. Bir başkası yitirdiği sevgilisinin ardından “onu benden siz aldınız,” diye içlenir “İstanbul sokakları”na. “Neden geldim İstanbul’a” derken çaresiz, gelen de gelmeyen de pişmandır aslında. Kimi zaman tek şahittir, “İstanbul İstanbul olalı” hiç görmediği kadar keder görür. Kimisinin derdi İstanbul’la değil, “haramilerin saltanatı”yladır. “Uzaktan seni düşünürüm,” derken, bir gün gelmeye ümidini de yitirmemiştir. “Bekle bizi İstanbul,” der sonra. “Bekle o günler gelsin İstanbul.”


Hangisi daha zordur  İstanbul’dan uzak olmak mı,  İstanbul’da yaşamak mı? “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satayım,” derken dünyanın dört köşesinden, “bedenimiz orda burada dolanır amma, çok çok çok uzak yerde”dir kalbimiz. Ordadır. “Boğaz’da balık ekmek yemek”te, “dolmuşa ‘çek dostum’ demek”tedir. Çünkü biliriz ki “sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer, aziz İstanbul”un. 


Yüzyılların altın sayfası,” İstanbul, sanki “bütün dünyanın kalbi”dir bir şarkıya göre. “Bin şehre bedeldir İstanbul şehri,” diye anlatırken bir başka şarkı, “Rumeli Hisarı’na oturmuş” şairin mısraları türkü olur dilimize : “İstanbul’un orta yeri sinema, garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama.” Aynı şairdir, “dinmiş lodosların uğultusu”nu, “sucuların hiç bitmeyen çıngırakları”nı, Kapalı Çarşı’nın, Mahmut Paşa’nın cıvıltısını gözleri kapalı dinleyen. Aradan yıllar geçmiş, ve bir başka şarkı “İstanbul, eskisi gibi değil,” demiş olsa bile. “İstanbul, bizi affet,” diyecek bir başka şarkı vardır nasılsa. O bizim top çiçeğimiz, deste gülümüz, “canım İstanbul’um”uzdur eninde sonunda. Boşuna “Ah güzel İstanbul !” dememişizdir ya. “Ah güzel İstanbul, ey şirin İstanbul, sen benim canımsın !


Sevgiliye gidilen de sevgiliden kaçılan da aynı yerdir. “İstanbul’da bir barda, bir bardak şarap yanımda. Seni özlüyorum, kaçsam da buralara,” der şarkının biri. Bir diğeri için çapkın bir iç çekiştir İstanbul. Beyoğlu’nda gezen, gözlerini süzen sevgiliye yaklaşmanın yolu, sormaktır belki de : “Kız sen İstanbul’un neresindensin?”. Bir başka şarkı sorsa bile, “İstanbul’dan kız mı alınır?” diye. Her şey o bir tek “Tango İstanbul” içindir. O “günlerden güz, mevsim sepya” iken yaşanacak “İstanbul Hatırası” için. Sonrasında “dokunma, kırklı yaşlardayım, son İstanbul’da” derken solacaktır bir yerindeki “altın yaldızlı tarih ve yazı”. Belki de hiç solmayacak, “bana bir masal anlat baba, içinde İstanbul olsun,” cümlesini duyuncaya dek saklanacaktır gözden ırak, gönüle yakın.


Her biri bir ömre değecek semtleri de payını alır şarkılarından İstanbul’un. “Bir tatlı huzur” Kalamış’tan alınır. “Bostancı durağı”nda beklenir, beklenir ki “adalardan bir yar” gelsin bizlere. “Moda yolunda” yürünür ister, ister “Çamlıca yolunda”. Kah mehtaba çıkılır Heybeli’de her gece, kah “Üsküdar’a gider iken” alıveren yağmurda ıslanmış mendile lokum doldurulur. “Aşiyan yolları”ndan ses verir biri. “Kandilli’de bir çilingir sofrası” kurulmuştur henüz uzanmışken “Kanlıca’nın orta yerinde bir taşa” bir diğeri. “PTT’nin önünde Taksim’de” buluşanlar, “Fındıklı bizim yolumuz”dan geçip, “Tophane rıhtımında” soluklanır. “Beyoğlu’na götür beni, kitaplara bakalım,” demek için çok geçtir. Önünden geçmişken dün Erenköy’deki o evin, Sarıyer’de kalmışken çoktan beri tanınan o esmer kız. “Tarabya’da Bebek’te sarhoş olan dalgalar, sahillerin koynuna bir boşalır bir dolar”. “Boğaziçi, şen gönüller yatağı”, “Boğaz köprüsü inci gerdanlık”tır. Saymakla, anlatmakla bitmez. Bir semtinde yaşarken, bir diğer semti özlenen kaç şehir vardır ki dünyada?


İstanbul’u anlatmış şarkılar. Bilinmeyen, yazılmış ya da yazılacak daha ne şarkılar var kim bilir? Kim bilir daha ne şarkılarda geçecek İstanbul? Kim bilir daha ne şarkılar geçecek İstanbul’un içinden? Şarkılar İstanbul’a yakıştıkça. Ya da... İstanbul şarkılara yakıştıkça.

HAZİRAN 2004

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder